27 Aralık 2006 Çarşamba

Var mı aranızda terörist tanıyan?


ERDOĞAN AĞIR KONUŞTU - MİLLİYET - 26.12.2006
 
EL KADI'YA PARAM KADAR KEFİLİM: (Hikmetyar'ın önünde diz çöken cumhurbaşkanı olmamalıdır, sözünü yanıtlarken): Bu ülkeye Hikmetyar geldiği zaman buraya bir başbakan olarak geldi ve devlet davetiyle geldi. Bilmeden konuşma. O zaman bildiğiniz gibi SSCB'ye karşı verilen o mücadele için takdir ediliyordu.
Ben Kaide'ye destek vermişim. (Kaide değil El Kadı sesleri). Sayın Baykal o zaman El Kadı deseydi, niye Kaide diyor? Ben Yasin El Kadı'yı tanıyorum. Kendisine inanıyorum, güveniyorum, param kadar da kefilim. Tamam mı, bu kadar.
TERBİYE DAHİLİNDE KONUŞUN: Bakın terbiye dahilinde konuşun. Tanımadığımız, bilmediğiniz bir insan (El Kadı) için terörist ifadesini kullanamazsın o kadar. Ben tanıdığım, bildiğim Türkiye ve Türk sevdalısı olan bir insan için bunu söylerim. Çünkü tanıyorum, kendisine inanıyorum. Belki BM'nin her gönderdiği o tür listede olan isimler terörist mi? Çok ayıp.
 
Nereden çıktı bu konuşma derseniz, bir öncesi de var:

Baykal’a göre Erdoğan neden Köşk’e çıkmamalı - HÜRRİYET - 26.12.2006

CHP Lideri Baykal, bütçedeki konuşmasında her cümlenin sonuna "Cumhurbaşkanı olmamalıdır" diyerek, Başbakan Erdoğan’la ilgili şunları söyledi:
...
Hikmetyar’ın önünde diz çöküp, fotoğraf çektirmiş bir insan.
Mesela ’El Kadı’ya kefilim’ diyen.
 

Öncelikle bu her iki konuşmanın da nerede yapıldığına dikkat çekmek istiyorum: TBMM 2007 yılı bütçe görüşmeleri sırasında. Öncelikle, bütçe ile bu derece önemli sorunlar varken, bir yanda "açık vermeden büyüme olmaz" diğer yanda "açık vermek kanuna aykırı olsun" diyenler varken, hatta pekçokları "bu IMF bütçesidir, memleket felakete gidiyor" derken, bütçe görüşmeleri sırasında sayın muhalafet partisi başkanının memleketin 2007 yılı bütçesi konusundaki görüşlerine bakın. Değil doğru veya yanlış olmayı, bütçe ile ilgili herhangi bir görüş veya saptama getirmiyor. Sayın başbakan da ona ayak uydurarak bütçeyi savunacağı yerde kendini savunmaya girişiyor, kendi bildik ama bir türlü alışamadığımız üslubu ile. Hani ne olup bittiğini bilmesem (aslında bildiğimden de o kadar emin değilim ya, hadi neyse) diyeceğim ki, "bu iki kişi de dış birilerinin ajanı, milletin çok kötü kazık yiyeceği bir bütçenin meclisten geçmesine çalışıyorlar, yenilen kazıklar belli olmasın diye de milletin dikkatini başka tarafa çekmeye çalışıyorlar". Eminim ekonomiyi benden iyi bilenler vardır ve onlar benden iyi bir ekonomi değerlendirmesi yapıyorlardır ve gene umarım ben yanlış düşünüyorumdur, ama bilmeyen biri için gerçekten dışarıdan öyle görünüyor.
Sonra konumuza gelelim: Ben genelde gazetelere ve gazetecilere inanmamayı tercih ederim. "Ya koca başbakan, bu kadar da salakça birşey söylemiş olamaz, bu gazetecilerin lafı saptırmasıdır herhalde" diye düşünürüm. Ama dün sayın başbakanın konuşmasını kendi kulaklarım ile dinledim, aynen yukarıdaki gibi konuştu. Bu laflar pekçok yönden çooook tersime gitti.
  1. Ben bir teröriste terörist demek için o kişiyi tanımak zorunda mıyım? Yani iki yıl önceki bombalamalarda pekçok insanımızı yitirdik. Kamyoneti ile HSBC binasına giren adamı da tanımazdım, ama ona terörist demek için illa da adamı tanımam mı gerekiyor. Bir de tabi, dünyada bu kadar terörist varken ben bunların hepsini tanıyıp onlara "terörist" diyorsam sırf onları haklarında hüküm verecek kadar tanımış olmak beni ne yapar??
  2. Bir kişi hem Türkiye ve Türk sevdalısı, hem de terörist olamaz mı?? Yani terörist olmak için illa bizim memleketden nefret etmek mi gerekir??
  3. Bir kişiye terörist demek terbiyesizlik midir?? Adamın yaptığı iş teröristlikse ve ben ona terörist demişsem bu terbiyesizlik midir?? Bence tamamen doğruyu söylemektir, ama oraya girmeyelim. Peki ya adam terörist değilse ve ben ona terörist demişsem bu terbiyesizlik midir?? Mesela "Cem Yılmaz teröristin tekidir" desem bu terbiyesizlik midir?? Adam beni terbiyesizlik suçundan mahkemeye verebilir mi?? Sanırım veremez, çünkü bildiğim kadarı ile kanunlarımızda terbiyesizlik suç sayılmıyor. Ama adam hakkında yalan söylüyorsam, yani adam yaptığım terbiyesizlik değil de iftira ise o zaman kanunlar buna karışır sanırım.
  4. Bu da bizi son noktamıza getiriyor: El-Kadı'ya terörist demek iftira mıdır?? Sayın başbakan adamı tanıdığını ve onun terörist falan olmadığını söylüyor. Ben de kendi çapımda bir araştırma yapayım istedim. Neler buldum??
1999 yılında, yani pek çoğumuz daha El-Kaide ismini fazla duymamışken 1267 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı (THE NEW CONSOLIDATED LIST OF INDIVIDUALS AND ENTITIES BELONGING TO OR ASSOCIATED WITH THE TALIBAN AND AL-QAIDA ORGANISATION AS ESTABLISHED AND MAINTAINED BY THE 1267 COMMITTEE - yani Taliban ve El-Kaide'ye ait veya bunlarla ilişkide olan kişiler listesi) diyor ki:
"The Security Council Committee established pursuant to paragraph 6 of resolution 1267 (1999) (hereafter referred to as the 1267 Committee) oversees the implementation by States of the sanctions imposed by the Security Council on individuals and entities belonging or related to the Taliban, Usama Bin Laden and the Al-Qaida organization and maintains a list of individuals and entities for this purpose. In resolutions 1267 (1999), 1333 (2000), 1390 (2002) and 1455 (2003) the Security Council obliged all States to freeze the assets, prevent the entry into or the transit through their territories, and prevent the direct or indirect supply, sale and transfer of arms and military equipment with regard to the individuals/entities included on the list. " Yani bu kişilerin tüm mal varlıklarını dondurun, ülkenize giriş çıkış yapmalarına izin vermeyin ve silah satmayın. Bu listede kimler var??
QI.B.8.01. *Name: 1: USAMA 2: MUHAMMED 3: AWAD 4: BIN LADEN
Title: no Designation: no DOB: a) 30 July 1957 b) 28 July 1957 POB: a) Jeddah, Saudi Arabia b) Yemen *Good quality a.k.a.: a) Usama Bin Laden b) Usama Bin Muhammed Bin Awad, Osama Bin Laden Low quality a.k.a.: Abu Abdallah Abd Al-Hakim *Nationality: Saudi citizenship withdrawn, now officially and Afghan national Passport no.: na National identification no.: na Address: na *Listed on: 25 Jan. 2001 *Other information: na   
QI.A.131.03. *Name: 1: AHMAD 2: FADIL 3: NAZAL 4: AL-KHALAYLEH
Title: na Designation: na DOB: 30 Oct. 1966 POB: Al-Zarqaa, Jordan *Good quality a.k.a.: a) Abu Musab Al-Zarqawi b) Muhannad c) Al-Muhajer d) Garib Low quality a.k.a.: na *Nationality: na  Passport no.: na National identification no.: na Address: Whereabouts currently unknown *Listed on: 23 Sept. 2003 *Other information:
QI.A.6.01. *Name: 1: AIMAN 2: MUHAMMED 3: RABI 4: AL-ZAWAHIRI
Title: na Designation: na DOB: 19 June 1951 POB: Giza, Egypt *Good quality a.k.a.: a) Ayman Al-Zawahari b) Ahmed Fuad Salim *Low quality a.k.a.: na *Nationality: Thought to be an Egyption national Passport no.: a) 1084010 (Egypt) b) 19820215 National identification no.: na Address: na *Listed on: 25 Jan. 2001 *Other information: Operational and Military Leader of Jihad Group. Former leader of Egyption Islamic Jihad, now a close associate of UBL.
QI.G.28.01. *Name: 1: AHMED 2: KHALFAN 3: GHAILANI 4: na
Title: na Designation: na DOB: a) 14 Mar. 1974 b) 13 Apr. 1974 c) 14 Apr. 1974 d) 1 Aug. 1970 POB: Zanzibar, Tanzania *Good quality a.k.a.: a) Ahmad, Abu Bakr b) Ahmed, Abubakar c) Ahmed, Abubakar K. d) Ahmed, Abubakar Khalfan e) Ahmed, Abubakary K. f) Ahmed, Ahmed Khalfan g) Ali, Ahmed Khalfan h) Ghailani, Abubakary Khalfan Ahmed i) Ghailani, Ahmed j) Ghilani, Ahmad Khalafan k) Hussein, Mahafudh Abubakar Ahmed Abdallah l) Khalfan, Ahmed m) Mohammed, Shariff Omar Low quality a.k.a.: a) Ahmed The Tanzanian b) Foopie c) Fupi d) Ahmed, A e) Al Tanzani, Ahmad f) Bakr, Abu g) Khabar, Abu *Nationality: Tanzania Passport no.: na National identification no.: na Address: na *Listed on: 17 Oct. 2001 *Other information: na 
QI.A.92.03. *Name: 1: MEHREZ 2: BEN MAHMOUD 3: BEN SASSI 4: AL-AMDOUNI
Title: na Designation: na DOB: 18 Dec. 1969 POB: Asima-Tunis, Tunisia *Good quality a.k.a.: a) Fabio Fusco b) Mohamed Hassan Low quality a.k.a.: Abu Thale *Nationality: a) Tunisian b) Bosnia and Herzegovina Passport no.: a) Tunisian passport number G737411 issued on 24 Oct. 1990, expired on 20 Sept. 1997 b) Bosnian passport number 0801888 National identification no.: na Address: of no fixed address in Italy *Listed on: 25 June 2003 (amended on 26 Nov. 2004 and 20 Dec. 2005) *Other information: Reportedly arrested in Istanbul, Turkey and deported to Italy.
QI.A.22.01. *Name: 1: YASIN 2: na 3: na 4: AL-QADI
Title: na Designation: na DOB: na POB: na *Good quality a.k.a.: a) Kadi, Shaykh Yassin Abdullah b) Kahdi, Yasin Low quality a.k.a.: na *Nationality: na Passport no.: na National identification no.: na Address: na *Listed on: 17 Oct. 2001 *Other information: Jeddah, Saudi Arabia.
Hani benim hiç terörist tanıdığım yok ve kimin terörist olduğunu da koklayarak anlayamam ama tüm dünyadan bildiğim şekilde bu listedeki ilk dört kişi dünyanın pekçok yerinde terörist diye bilinir. Beşinci kişi terörist diye bizde yakalanıp İtalya'ya gönderilmiş. Bu listenin sonunda da Yasin Bey var. İşin daha da ilginci, diğerleri hakkında pekçok bilgiler varken bu kişi hakkında çok az bilgi var. Ancak bu listeye 17 Ekim 2001'de girmiş.
Listedeki kişi sayısı birkaç yüz ve evet, başbakanımız haklı, listenin başında terörist listesi falan demiyor. Dolayısıyla bu adamlara terörist demek biraz haksızlık oluyor. Adamcağızları daha doğru düzgün tanımadan kendilerine terörist damgası yapıştırırak terbiyesizlik ediyoruz.
Şimdi gelelim bu Yasin El-Kadı hikayesinin çıkış noktasına:
Olay Başbakanlık Danışmanı Cüneyt Zapsu ve ailesinin 1997 ve 1999 yıllarında El-Kadı'nın Al-Baraka'daki şirket hesabına büyük paralar yatırdığı iddia edilmesi ile başladı. Sayın Başbakan bunun kendisini ve danışmanını yıpratmaya yönelik bir çaba olduğunu söyleyerek olayı kapatmaya çaba gösterdi. Ama o gün ile bugün arasında geçen altı aylık dönemde de eskiden sık sık adını duyduğumuz Cüneyt Zapsu ortalıkta hiç görünmez oldu, nedense. Ben bu konuyu araştırırken karşılaştım, MASAK (Mali Suçlar Araştırma Kurulu) diye bir kuruluş varmış. Bu kuruluş konuyu araştırarak bir rapor hazırlamış (Milliyet, 26.06.2006). Bu raporda Zapsu ailesinin El-Kadı hesabına 310,000 USD yatırdığı belgeleniyor. Ancak daha sonra konu hükümet üyesi Al-Baraka'nın yönetim kurulu üyelerinden biri tarafından hasır altı ediliyor, bilin bakalım kim bu işi yapan? Sonra sayın başbakan NTV ile yaptığı söyleşide konu ile ilgili sorulara şöyle yanıt veriyor:
"... Yasin bey’in bir terör örgütüyle münasebet kurması, ona destek vermesi mümkün değil...Türkiye’yi seven ki zaten ailesi itibariyle, geçmişi itibariyle de Türk, seven ve burada yatırımları olan bir insan. Hiç böyle bir şeyin içerisinde hayırsever olmaktan başka hiçbir özelliği olmayan bir isim ve Cüneyt beylerle geçmişte ortaklıkları oldu. Sonra zaten Cüneyt bey o ortaklıktan yani o şirketten ayrıldı. Cüneyt bey o şirketten ayrılalı yıllar oldu ama Cüneyt bey halen o zikredilen şirketin ortağı gibi gösterildi, halen gösteriliyor. Şu şirketin ortağı deniyor. Cüneyt bey’in halbuki alakası yok ama bu gösteriliyor. Böyle yargısız infaz yapılmaz. Savcı takipsizlik kararı vermiş, mesela Yasin bey ile alakalı olarak. Halen bununla ilgili yeniden yargı süreci başlatılsın deniyor. Var mı böyle anlayış? Böyle bir mantık var mı? Ve Amerika’da bu şeyin içerisine alınmış. Bizim dönemimizde böyle bir şey yapılmış. Nerede yapılmış? Ve ilgisi, alakası olmayan sadece gazete haberleriyle aynı haberler böyle dönüp dönüp duruyor, dönüp dönüp duruyor ve kafalar bulandırılmak suretiyle bakıyorsunuz Cüneyt bey üzerinden veya Yasin bey üzerinden aslında hedef belli, biz yıpratılmak isteniyoruz gayretleri bu." (NTV - 11.07.2006)
Adam kalkıp "bu konunun bizimle bir alakası yok, benim danışmanımın geçmişte bu kişi ile bir iş ilişkisi olmuş, ancak bu kişi BM listesine alınmadan önce olmuş bir çalışma. Bu tür bir kişi ile daha sonrasında işbirliği yapmamız düşünülemez." dese, tüm sular durulacak, kimse kalkıp bir kelime daha edemeyecek. Ama sayın başbakan bunu yapmak yerine El-Kadı'yı korumaya girişiyor. Ne gereği var?? Ben bu soruya cevap istiyorum!!! Bu adamın kıymeti ve faydası ne ki sayın başbakan bu kişiyi böylesine koruma çabasında??
Bu arada El-Kadı ne yapıyor?? Bu listeden çıkarılması için gerek BM gerekse de Avrupa Birliği nezdinde mahkemelere başvuruyor, yani Avrupa Birliği'ni mallarını dondurduğu için Avrupa Mahkemesi'ne veriyor. Karar şu şekilde çıkıyor: (Judgment of the Court of First Instance (Second Chamber, extended composition) of 21 September 2005. - Yassin Abdullah Kadi v Council of the European Union and Commission of the European Communities. - Common foreign and security policy - Restrictive measures taken against persons and entities associated with Usama bin Laden, the Al-Qaeda network and the Taliban - Competence of the Community - Freezing of funds -Fundamental rights - Jus cogens - Review by the Court - Action for annulment. - Case T-315/01.)
Yani, Avrupa Birliği'nin almış olduğu kararın geriye çevrilmesine gerek yoktur. Tarihi de 21 Eylül 2005, yani çok eski bir karar değil. Sebebi daha da zevkli (çok uzun olduğundan sadece gerekli kısmı buraya kopyaladım):
282. In this action for annulment, the Court has moreover held that it has jurisdiction to review the lawfulness of the contested regulation and, indirectly, the lawfulness of the resolutions of the Security Council at issue, in the light of the higher rules of international law falling within the ambit of jus cogens , in particular the mandatory prescriptions concerning the universal protection of the rights of the human person.
283. On the other hand, as has already been observed in paragraph 225 above, it is not for the Court to review indirectly whether the Security Council's resolutions in question are themselves compatible with fundamental rights as protected by the Community legal order.
284. Nor does it fall to the Court to verify that there has been no error of assessment of the facts and evidence relied on by the Security Council in support of the measures it has taken or, subject to the limited extent defined in paragraph 282 above, to check indirectly the appropriateness and proportionality of those measures. It would be impossible to carry out such a check without trespassing on the Security Council's prerogatives under Chapter VII of the Charter of the United Nations in relation to determining, first, whether there exists a threat to international peace and security and, second, the appropriate measures for confronting or settling such a threat. Moreover, the question whether an individual or organisation poses a threat to international peace and security, like the question of what measures must be adopted vis-à-vis the persons concerned in order to frustrate that threat, entails a political assessment and value judgments which in principle fall within the exclusive competence of the authority to which the international community has entrusted primary responsibility for the maintenance of international peace and security.
Yani, "BM Güvenlik Konseyi böyle bir karar almışsa böyle bir kararın doğruluğunu sorgulamak bize düşmez." Hatta diyor ki, "dahası, bir kişi veya kuruluşun uluslararası barış ve güvenliği tehditi ve bu tehditin bertaraf edilmesi için yapılması gerekenler belirleme yetisi tüm milletlerin güvenlik ve barışı sağlamak için görevlendirdiği bir otoriteye verilmiştir." Sonra şöyle de diyor:
181. From the standpoint of international law, the obligations of the Member States of the United Nations under the Charter of the United Nations clearly prevail over every other obligation of domestic law or of international treaty law including, for those of them that are members of the Council of Europe, their obligations under the ECHR and, for those that are also members of the Community, their obligations under the EC Treaty.
182. As regards, first, the relationship between the Charter of the United Nations and the domestic law of the Member States of the United Nations, that rule of primacy is derived from the principles of customary international law. Under Article 27 of the Vienna Convention on the Law of Treaties of 23 May 1969, which consolidates those principles (and Article 5 of which provides that it is to apply to any treaty which is the constituent instrument of an international organisation and to any treaty adopted within an international organisation'), a party may not invoke the provisions of its internal law as justification for its failure to perform a treaty.
Yani eğer BM üyesi iseniz, BM'in aldığı kararları kendi kanunlarınız üzerinde tutacaksınız. O zaman kanun sıralaması önem sırasına göre şöyle gidiyor: 3. TC Kanunları, 2. BM kararları, 1. Sayın başbakanın kendi kanaatlerine dayalı aldığı kararlar. Her ne kadar dünyanın geri kalanı ve bizim de uymaya çabaladığımız AB hep birlikte "bu adam dünyada terörü finanse eden kişilerden biridir" dese de, bizim başbakanımız, "ben adamı tanırım, o öyle şeyler yapmaz, ona böyle şeyler yapıyor diyen terbiyesizdir" demeye devam eder...
Bir de temel ve son söz: Yukarıda yazılanlardan benim ne başbakan ne de El-Kadı düşmanı olduğum çıkartılmasın. BM listesinde bulunan ve yukarıda listelemediğim pekçok isme kişisel yaklaşımım "terörist" yerine "özgürlük savaşçısı" olabilir. Yasin El-Kadı da benim "terörist" diyebileceğim "özgürlük savaşçılarını" destekleyen bir hayırsever de olabilir, hatta bazı yaptıklarının o kategoriye girdiğine de eminim (özellikle Balkanlar'da). Ancak bunları ben istediğim ortamda istediğim gibi söyleyebilirim, bir ülkenin başbakanı söyleyemez, özellikle de o ülke ülkenin Kıbrıs gibi ciddi bir sorununun çözümü için Birleşmiş Milletler'den medet umuyorsa. Bir ülke BM kararlarını uygulamamak konusunda israr ediyorsa bu ülkenin bir seçimidir. Mesela biz BM'in Kıbrıs konusunda aldığı pekçok kararı takmıyoruz, ama bunu yapıyorsak bunun arkasında milletin iradesi var, bir kişinin şahsi görüşleri değil.

29 Ekim 2006 Pazar

Çalışkan milletimiz


Tatİl Uzamıyor – Hürrİyet – 16 Ekİm 2006
 
Hükümet Sözcüsü ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Ramazan Bayramı süresince toplu taşıma hizmetleri ile otoyol ve boğaz köprülerinin ücretsiz olacağını açıkladı. Çiçek, 3 günlük tatilin uzatılmayacağını da bildirdi.
 
BAYRAM TATİLİ UZAMIYOR
 
Çiçek, Ramazan Bayramının ardından Perşembe ve Cuma günlerinin tatil olması yönünde bir karar alınmadığını, dolayısıyla kamuda çalışmanın normal şekilde süreceğini ifade etti.
 
Mİllete mesaİ vekİlİne tatİl – AKŞAM – 27 Ekİm 2006
 
Ramazan Bayramı öncesi yapılan son Bakanlar Kurulu'nda bayram tatilinin 9 güne çıkarılmasına vize verilmeyince çalışanlar, dün itibarıyla mesaiye başladı. Ancak tatilin 9 gün olmasını benimsemeyen kabine üyeleri, dün TBMM çalışmalarına katılmadı. Mehmet Ali Şahin dışındaki Bakanlar Kurulu üyeleri Meclis'te değildi. Başkanlık Divanı'nın oluşturulamadığı gerekçesiyle 'aç-kapa' yapan Meclis, fiilen tatilini 11 güne uzatmış oldu. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile Devlet Bakanı Nimet Çubukçu dışındaki bakanların dün duyurusu yapılmış programları bulunmuyordu. Genel Kurul'a dün yalnızca bir bakan ile 11 milletvekili geldi.
 
BAŞBAKAN OLMAYINCA
 
Başbakan Tayyip Erdoğan, geçirdiği rahatsızlığın ardından Marmaris'te dinleniyordu. Devlet Bakanı Ali Babacan da Marmaris'te, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik Van'da, Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Özak Trabzon'daydı. Devlet Bakanı Nimet Çubukçu ise temaslarda bulunmak üzere Almanya'daydı. Gül'ün de Ankara'da temasları vardı. Bunun dışındaki kabine üyelerinin Ankara'da olduğu bilgisi verildi, ancak bakanlar TBMM'ye gelmedi.
 
ANKARA'DAKİLER DE GELMEDİ
 
Bayram tatili nedeniyle İstanbul'da karşılanamayan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı Rene van der Linden ile görüşen Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile resmi bir ziyaret için Almanya'ya giden Nimet Çubukçu dışındaki bakanların resmi duyurusu yapılmış bir programları görünmüyordu. AKŞAM'ın tek tek aradığı özel kalem müdürleri ve danışmanları, diğer bakanların Ankara'da oldukları bilgisini verdi.
 
NÖBETÇİ BAKAN FESTİVALDE
 
Kültür Bakanı Atilla Koç, dün Ankara'daydı. Ancak Meclis'te nöbetçi bakan olmasına rağmen Altınpark'taki İl İl Anadolu Festivali'nin açılışını yapmayı tercih etti. Koç, Uşak standında ikram edilen tarhananın tadına, plastik bardakta baktı.

Öncelikle, senelerdir bayram tatillerinin uzayıp durmasına sinir oluyorum. Belki zaten ben bir yere gitmediğimden, belki zaten çalışma manyağı olduğumdan, belki de doğru dürüst yayılmayı bilmediğimden bayram tatillerinin uzamasına hiç memnun olmam. Ama çok daha öncelikli temel sebebim, reklamlardaki velet gibi "çok çalışmamız lazım çok" diye düşündüğümden. Dünyaya baktığımız zaman en fazla tatil yapan milletin biz olmadığımızı görüyoruz. Pekçok gün yakın temasta çalıştığım pekçok Alman senede bizden çok daha fazla tatil yapıyorlar, biliyorum. Ama bu heriflere baktığımız zaman, gerek ekonomik gerekse de kültür olarak bir yere ulaşmışlar. Her ne kadar şu anda durgunlaşmış da olsalar bu uzun yullar sıkı çalışmanın verdiği rehavet diye düşünüyorum. Bize baktığımızda ise, ne zaman sıkı sıkı çalıştık ki şimdi dinlenmeyi hak ediyoruz?? Tatil olmayan pekçok gün bile doğru dürüst iş yapılmazken belki de bayram tatilinin uzaması daha hayırlı, böylelikle en azından geyik yapmayı resmileştirmiş oluyoruz.

Bunların tamamı boş laflar, temel konu basit dünyada olmamız gereken yerle aramızdaki fark her geçen gün artarken boş oturmak ve çalışmamız gereken günlerde geyik yapmamız bana çok ters geliyor. Hani şunu anlarım, bayram ptesi-salı-çarşamba-perşembe olur, cuma da eklenir. Bir zamanlar bunu yapıyorlardı, millet rahata alıştı, şimdi "neden perşembe-cuma tatil olmuyor" demeye başladılar, onu da versen bu sefer "çarşamba-perşembe-cuma" diyecekler. Ama bu hale nasıl geldik?? Hani Türk Milleti çalışkandı?? Milletin çalışkanlığı bizi dolduruşa getirme çabası mıydı, yoksa önümüzde güzel örnekler ve umut olduğunda gaza gelip gerçekten çalışmaya mı başlıyoruz?? Biz bir gecede gemileri karadan yürütüp İstanbul'u fetheden ulusun çocukları değil miyiz? "Hepsi gaz mı bunların" diye düşünmüşken aradan geçen iki haftada en sinir olduğum haberle karşılaştım. Millete "tatil yok" diyen hükümetin çoğunlukta bulunduğu meclisimiz kendisine o iki günü tatil ilan edivermişti. Bu en azından rezalettir, temelde iki sebepten:

Hani ben "ne olursa olsun Avrupa Birliği'ne girelim" diyenlerden değilim. Ancak Avrupa Birliği kriterleri denen pekçok şeyin temelde bizim ülkemizde de yerine getirilmesi gereken noktalar olduğuna inanıyorum, hele bir de bunların başında sallanan bir Demokles'in kılıcı olmasa da bunların çoğunu "bunlar temelde insanımızın uygar yaşaması için gerekli noktalar" diyerek kendi kendimize kabul etsek. Ama yok, illa bize Avrupa Birliği "bunları yapmazsanız sizi almam" diyecek. Fakat, madem Avrupa Birliği bunları her gün kafamıza kakıyor, madem yürütücü idaremiz Avrupa Birliği'ne girmeyi kendine bir hedef, hem de öncelikli bir hedef olarak belirlemiş, o zaman iki hafta sonra İlerleme Raporu'nun açıklanacağı ve içinde de bağıra bağıra "sizin kriterlere uyma konusundaki hızınız çok azaldı" yazacağı bariz belli olduğu bir dönemde meclis kendine tatil vermeyi nasıl hak olarak görüyor, bir bilen veya anlayan bana anlatırsa çok mutlu olurum. Bu laftan herhangi bir partizanlık anlamı çıkmasın, partizanlık yapacağım zaman başka lafların arkasına sığınmadan açık açık yaparım, sanırım toplamı 550 kişi olan meclise 11 kişi geliyor. Bu 11 içinde kaç tane hangi partinin milletvekili olduğunu da biliyorum, ama o detay gereksiz, önemli olan bu adamların, hangi partiden olurlarsa olsunlar seçıldikleri noktaya olan saygısızlıkları. Hani sayın Başbakan'ı kısmen anlıyorum, ama diğer bakanlar neredeler, en azından Bakanlar Kurulu sayın Mehmet Ali Şahin'i yalnız bırakmadan tam kadro orada olsalar ve meclisin geri kalanına yol gösterici olsalar. Ama nerede?? Nöbetçi bakan olan Atilla Koç'un da meclisde olmaması fazla yadırganacak birşey değil, sanırım onun açısından İl İl Anadolu Festivali'nin açılışını yapmak meclisteki görevine gelmekden daha önemli olacak ki meclise gelmek yerine tarhana çorbası içmeyi tercih etti. Çok çalışmamız lazım çok, ama meclisin de çok çalışması lazım, biz bu adamları kendilerine tatil vermek için seçmedik, hatta belki bize tatil verip kendileri çalışsalardı diyebilirim.

Ancak bana koyan çok daha beter ikinci konu: Atamız askerleriyle birlikte karda yatacağı yerde onları karda yatırıp kendisi sıcak yatağına gitseydi biz bugün zor Türkiye Cumhuriyeti olurduk. Herkes isterse Cumhurbaşkanı veya Başbakan olabiliyor, ama herkes önder olamıyor. Önder olacak kişi böyle bir günde rahatsız bile olsa Marmaris'de dinleneceğine Başbakan olarak meclisteki yerini alsa onun partisi ve tüm muhalefet partilerinin milletvekilleri sıcak yataklarında yatmaya devam edebilirler miydi?? Seçtiğimiz kişiler sıradan değil de bizi ileriye götüreceğine inandığımız önderler olsa bugün gündemi kırk türlü suni konu işgal eder miydi?? Buradan gene politik bir mesaj çıkmasın, sayın Erdoğan yoktu da sayın Baykal mecliste miydi?? Kim vardı veya onun yerine bu seçmiş olsak kimse olacak mıydı mecliste?? Ben bu adamların tümünden bıktım. Ben inanacağım bir önder istiyorum. Bana "çalış" dediği zaman kendisinin de çalışacağına inandığım birini istiyorum, o zaman "size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum" dediğinde bir an tereddüt etmeden ölüme gider insan. Biliyorum çok şey istiyorum. Kaliteli bir önder bir ulusun başına sadece bir defa geliyor demek ki.

13 Ekim 2006 Cuma

Hayvan olsa utanır


İnsanlığımızdan utandık – Akşam – 02.11.2006
 
'Yataktan düştü' denilerek hastaneye götürülen henüz 17 aylık bebeğin defalarca tecavüze uğradığı ve ağır işkence gördüğü belirlenirken, iğrenç olay infial yarattı. Geçen cuma annesi Fadime B. tarafından 'Çok ağladığı' gerekçesiyle Menderes Sağlık Ocağı'na götürülen küçük çocuğun bedenindeki işkence izleri doktorları harekete geçirdi. Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi doktorları talihsiz miniğe yaptıkları muayene sırasında büyük bir şok yaşadı. Küçük kızın morluklarla dolu minik bedeninde morlukların yanısıra makatta yırtılma tespit eden sağlık personeli, N.N.B.'nin defalarca tecavüze uğradığını belirledi. Olayla ilgili hastane polisine tutanak hazırlatan doktorlar, Menderes Jandarma Komutanlığı ekiplerinin harekete geçmesini sağladı. Bebeğin hayat kadını olduğu belirlenen annesi Fadime B. ile ilişkisi olduğu saptanan Metin D., A. A. ve ev sahibi Y. V. gözaltına alındı. Talihsiz bebeğin kim ya da kimlerin tecavüzüne uğradığının belirlenmesi için de çamaşırları Adli Tıp Kurumu'na gönderilirken savcılık emriyle tutuklanan üç erkekten test için kan örnekleri alındı.
 
ÜÇ KARDEŞ DE YUVADA
 
Fadime B.'nin resmi nikahlı eşinden olan bir çocuğunun 80. Yıl Çocuk Yuvası'nda, nikahsız yaşadığı Bilal S.'den olan 5 yaşındaki çocuğunun da Karşıyaka Çocuk Yuvası'nda tutulduğu belirlendi. 1.5 yaşındaki N.N.B.'nin Mehmet S. adlı kişiden olduğunu anlatan anne Fadime B.'nin en çarpıcı ifadesi ise kayıtlara 'Bebeğime işkence ve tecavüzden haberim olmadı' olarak geçti. Talihsiz bebek 5 yaşındaki kardeşi ile aynı yuvada kalacak.
Geçirdiği travmanın etkisiyle yürüyemiyor
 
YENİŞEHİR Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde özel bir gözlem odasında üç gün tedavi edilen talihsiz N.N.B.'nin uzun süre psikolojik desteğe ihtiyaç duyacağı, travmaya bağlı olarak yürüyemediği belirtildi. Talihsiz bebek dün jandarma tarafından yuvaya teslim edildi. Sivil kıyafet ve araçla hastaneye gelen ekipler N.N.B.'yi binasının arka kapısından çıkararak Karşıyaka Çocuk Esirgeme Kurumu'na teslim etti. Yetersiz beslenmeye bağlı olarak kansızlık teşhisi konulan N. N. B.'nin tedavisi kalacağı yurtta sürdürülecek.

ANNE: BÖCEK ISIRMIŞTIR
 
MENDERES Adliyesi'nde sorgulanan anne dahil 4 zanlı tutuklandı. Ancak anne Fadime B.'nin avukatı bir üst mahkemeye itiraz ederek, müvekkilinin cinsel istismar açısından delil yetersizliği ile serbest bırakılmasını talep etti. Asliye Ceza Mahkemesi de talebi onaylayarak anne Fadime B.'nin serbest bırakılmasına karar verdi. Bebeğin makatındaki yırtığın böcek ısırması olabileceğini ileri süren anne kayıplara karışırken, jandarma asıl sapığın dışarıda olabileceğini üç kişinin anneyle birlikte yaşadığı için gözaltına alındığını ve suçlu olup olmadıklarının kan testiyle belirleneceğini belirtti.

Sinirim geçsin diye epey zamandır bekliyorum, ama ne sinirimin geçeceği var ne de kızgınlığımın durulacağı, onun için en iyisi içimden geçenleri boşaltmak. Öncelikle, bu olaya olan kızgınlığımız temelde nereden kaynaklanıyor diye düşündüm, ilk başta da kendimi yargıladım. Benim kanımın beynime sıçramasına Mert'in de şu anda bu zavallı bebekten sadece iki ay büyük olması mı?? Çok büyük ihtimalle öyle, onun için isterseniz gerisini okumayın çünkü söyleyebilecek rasyonel hiçbir sözüm yok bunların tümü duygusal olacak.

Bu haberi duyduğum an kendi bebeğimi düşündüm, gözlerindeki sevinç pırıltılarını, kişilere olan sonsuz ve sınırsız güvenini, hayata olan açlığını, açıklığını, kötülüğü bilmezliğini, anlamazlığını. "Benim çocuğuma böyle birşey yapılacak olsa" diye düşünmedim bile. Kendi çocuğuna, kendi kanına, gözlerinde aynı pırıltılar olan bir bebeğe bunları yapıp o pırıltıları söndüren kişiyi bile düşünemedim. Ben bir bilim adamıyım, benim işim çoğu kişiye hayal gibi gelecek şeyleri anlamaya yorumlamaya ve belki de gerçekleştirmeye çalışmak, ama gene de böyle bir kişinin olacağını düşünemedim gene de. Evet benim temel sorunum bu bebeğe bunu yapanlarla değil, benim esas sorunum bu bebeğin annesi ile. Hani "bu hatuna nasıl bir ceza verilse iyi olur" diye düşündüm, aklıma uygun bir ceza bile gelmedi, aradan geçen zamanda da hala bu soruya cevap bulabilmiş değilim. Ama bebeğe bunu yapanlar için benim fikrim eski usulde olduğu gibi, ayakları ve ellerinden dört ayrı ata bağlayıp sonra da atları ürkütmek gerektiğini düşünüyorum. Sonra da parçalarını şehrin dört bir köşesinde dolaştırmayı. Dediğim gibi, ben ne demokratım ne de hukukun üstünlüğüne inanıyorum, çoğunluk inanıyorsa, ben de çoğonlukla yaşamak zorunda olduğumdan onların kabul ettikleri ile devam edebilirim. Ancak burada büyük bir parantez açmamız lazım: Hukuk nedir?? Hukuk eğer birlikte yaşamamızı sağlayan kuralların bütünü ise, hepimizin ortak görüşlerini yansıtabilmeli. Eğer bir ülkedeki insanların ezici çoğunluğu bu adamları asmalı derse bu adamlar asılabilmeli bence, ama daha da ileri gidecek olursak, her ne kadar ben olaya şahsi açıdan bakıyor olsam da, ölüm cezası olsun olmasın, eğer bu gezegendeki konuyu anlayıp cevap verebilecek yaşta olanların tümüne sorsak, ezici bir çoğunluk bu kişilerin insan olmadıklarını ve islah edilemeyeceklerini söyleyecektir diye düşünüyorum.

Aradan geçen zamanda serbest bırakılan anne tutuklanıp ceza evine kondu, sanırım yargıça yalvarıyormuş "beni öldürürler orada, beni hapse göndermeyin" diye. Eğer biri hapishanede yatan hükümlülerin bile ondan iğreneceklerine bu denli inanıyorsa o kişinin insanlıkla alakası yoktur bence. Gene aradan geçen zamanda bu zavallı bebeğe her iki yolla da defalarca tecavüz edildiği ortaya çıktı. Bu benim midemin daha da kalkmasına sebep oldu. Cinsel konularda fazla muhafazakar biri değilim, pekçok kişinin aklının almayacağı şeylerin kişilere zevk vermesini, her ne kadar sapıklık olduğunu kabul etsem de, anlayabilirim. Memleketimiz bu tür gariplikler açısından zengindir, eski bir zamanda kümesinde tavuklarla yakaladığı bir adamı vuran bir garibin hikayesini okuduğumu hatırlıyorum. O haberden sonra da böylesi kelimesiz kalmıştım, tavuk bu ya, kızartır yersin, bir seks objesi olarak karşımıza normal büyüklükte bir tavuk koyuyorsak artık bu sapıklık bile değildir, ciddi biçimde ötesine geçmiştir. Ama, hayvan hakları savunucuları beni affetsinler, o adamın hadım edilip tavuksuz ıssız bir adaya kapatıldığında iyileşebileceğine inanabilirim. Ama 17 aylık bir bebeğe tecavüz etmeyi anlayamam. Ben psikolog değilim, ancak sanırım onlar tecavüz olayındaki temel motivasyonun cinsel zevk almaktansa karşındaki kişi aşağılamak ve domine etmekten alınan zevk olduğunu söylüyorlar. Tecavüz olayını hiçbir şekilde kabullemesem de bu motivasyonu anlayabiliyorum. Ama senin ne yaptığını ve neden yaptığını bile anlayabilecek kadar kötülüğü bilmeyen bir bebeğe tecavüz etmeyi normal veya anormal bir insanın herhangi bir düşüncesi ile açıklamaya çalışacak bir psikoloğu gerçekten dinlemek isterdim, özellikle de bu eylem birden fazla defa gerçekleştirilmişse. Ben aynı zamanda biyolog değilim, ama havyanlar aleminde de böylesi bir olayın var olduğunu duymadım bugüne değin. Dolayısıyla bir gazetemizin attığı "İnsanlığımızdan utandık", bir diğerinin attığı "hayvan olsa utanır" başlıklarını garipsedim. Bu olaydan dolayı ben utanmadım, eğer beni insanlığımdan utandıracak bir tek şey varsa o da bunu yapan kişiyi veya kişileri dörder ata bağlayamamaktır. Eğer bu kişiler şimdi veya yakın bir zamanda tekrar aramızda gezeceklerse utanırım insanlığımdan. Ama "hayvan olsa utanır" başlığına kesinlikle katılmıyorum. Havyan olsa utanmaz, çünkü havyan zaten böyle birşey yapmaz. Keşke mümkün olsa da bazı dinlerde dinden atma olduğu gibi bizde de insanlıktan atma olsaydı, ama bilemiyorum ki o nasıl sağlanır.